Din Eğitimi, TCK ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Yeni TCK tasarısı normal olmayan tartışmalarla da olsa TBMM’den geçti. Tartışmaların odağında maalesef yine üstü kapalı bir biçimde “din eğitimi vardı. Din eğitimi almak gibi bir konu, kendilerini ilgilendirmediği halde, başkalarının da almalarını istemeyen bazı kesimler tarafından, TCK’daki bazı değişiklikler bahane edilerek şu şekilde kamuoyuna sunuldu: “Kuran kursu krizi büyüyor…” “Kanun dışı eğitim kurumlarına vize…”Kaçak Kuran kursuna izin…”Cumhurbaşkanı Sezer, kaçak Kur’an kurslarını veto etmeli…” “Kur’an kurslarına ceza indirimi…” “İzinsiz Kuran kursu…”Yasak Kuran kursu açanlara hükümetten sempati ve hoşgörü…”Bu kafayla, bu kültürle Avrupa üyesi olunur mu?… Bu kafayla muasır medeniyet seviyesine ulaşılabilir mi?…”

Elbette ki bu tür yaklaşım tarzları, hakikaten Avrupa Birliğinden ya da muasır medeniyet seviyesi”nden yana olanların tavrını ifade etmemektedir. Çünkü, Avrupa Birliği veya muasır medeniyet seviyesi denilen formlar, “evrensel insan hakları”na aykırılık üzerine değil, aksine “evrensel insan hakları” temeline otururlar. Kendilerini demokrat ya da cumhuriyetçi olarak takdim eden, ama gerçekte oligarşiyi savunan bu kesimler, demokrasinin ve cumhuriyetin ne olduğunu bilmemeleri uzak ihtimal olduğuna göre (Yoksa bilmiyorlar mı?), her zaman olduğu gibi halkı manipüle etmeye çalışmaktadırlar Avrupa Birliğinde halka rağmen demokrasi, halka rağmen cumhuriyet, halka rağmen hukuk, halka rağmen eğitim-öğretim yahut da halka rağmen anayasa olmadığını görmek isteyenler, Fransa’da daha dün yapılan referandum sonuçlarına baksınlar… Avrupa Birliğinde ve muasır medeniyetlerde, hükümete rağmen halk, herhangi bir şeye hayır diyebilir ama halka rağmen hükümet hiçbir şeye evet diyemez. 

TCK’daki değişiklik konusuna tekrar dönersek:  Türkiye’nin de altına imza atmış olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26. Maddesi aynen şu şekildedir: 1- Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlk öğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır. 2- Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, tüm uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini daha da geliştirmelidir. 3- Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibidir. 18. Madde de şöyledir: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve gözetim yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.

Maddelerdeki ifadeler çok açık olmasına rağmen, anlamak istemeyenler ve Türkiye’ye uyarlayamayanlar için tekrarda beis yoktur:

1- Türkiye’de din eğitimi almamak,  istemeyenler açısından ne kadar hak ise din eğitimi almak da isteyenler açısından o kadar haktır.

2- Türkiye’deki bazı ana-babalar çocuklarına din eğitimi aldırmama hususunda ne kadar hak sahibi iseler çocuklarına din eğitimi aldırmak isteyenler de o kadar hak sahibidirler.

3- Türkiye’de İslam’ı din olarak seçmemek birileri için ne kadar hak ise İslam’ı din olarak seçmek de birileri için o kadar haktır.

4- Türkiye’de, kendi seçmiş olduğu hayat tarzını yaşamak kimileri için ne ölçüde hukukun gereği ise dindar bir Müslüman için de kendi hayat tarzına göre yaşamak o ölçüde hukukun gereğidir.

5- Türkiye’de herhangi bir öğretiye mensup olanların o öğretiye mensup olduklarını açıklama özgürlüğüne sahip olmaları ne kadar hak ise İslam dinine mensup olanların da  Müslümanlıklarını açıklamaları o kadar haktır.

6- Türkiye’de din dışı düşünceleri ya da ideolojileri tek başına ya da topluca benimsemek, onları açık ya da özel olarak öğrenmek veya öğretmek ne ölçüde hak ise İslam’ı benimsemek, onu açık ya da özel olarak öğrenmek veya öğretmek de o ölçüde haktır.

Bu çerçeveden bakıldığında; esasen, TCK’ da bir takım değişiklikler yapmak değil, aksine seçilmiş “Meclis”in yaptığı değişikliklere itiraz edip, insanların “din eğitimi almalarını engellemeye kalkışmak Avrupa Birliği ile ve muasır medeniyetle bağdaşmaz. İnsanların çocuklarına Kuran kursu açmaları değil, engellenmeleri kriz nedenidir. Kuran eğitimi almak değil, o eğitime maniler çıkarmak kanun dışıdır. Halkın kendi çocukları için açtığı kurslar Kaçak ya da Yasak Kuran kursu değil, yalnızca Kuran kursudurlar. Kuran kurslarına ceza indirimi yapılması değil, ceza verilmesi engellenmelidir. Hükümet, Kur’an kursu açanlara değil, kendilerini ilgilendirmediği halde karşıçıkanlara maalesef sempati ve hoş görü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Sezer, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine tamamen uygun olan “eğitim hakkı”ndan ötürü TCK’yı veto etmemelidir.

Yasakçı kafalarla ve yasakçı kültürlerle ne Avrupa üyesi olunabilir, ne de muasır medeniyet seviyesine ulaşılabilir.

John Rawls’ın da dediği gibi; demokrasi “Tanrının ya da doğanın insanlara biçtiği hayat süresince ne yapacaklarını insanların kendilerine bırakmaktır.” Demokratik hukuk devletinde şu veya bu kesim, kendilerinden farklı olan kesimlere kendi hayat tarzlarını asla zorunlu kılamaz. Demokrasilerde devlet, ailelerin çocuklarına on beş yaşına kadar din eğitimi vermemeleri gerektiğini söyleyemez. İnsanlara muayyen bir din ve din eğitimi dayatan devlet ne kadar anti-demokratikse, insanların mensubu oldukları dinin eğitimini almalarını yasaklayan ya da şu veya bu şekilde kısıtlayan bir devlet de anti-demokratiktir.

Demokratik hukuk devletinin evrensel-temel kriteri, etik empati argümanıdır. Kendisi için istediği hak ve özgürlükleri başkaları için istemeyenler demokratik hukuk devleti taraftarları değil, oligarşi taraftarlarıdır. Meşru yönetimin kaynağı, halk ve evrensel insan hakları değil de “kerameti kendinden menkul” bir kısım medya ve kendilerine “derin devlet” denilen bir kısım üniformalı-sivil bürokratsa  o yönetim, nominal olarak demokrasi veya cumhuriyet şeklinde nitelendirilse de hakikatte oligarşidir. Oligarşiler, ne Avrupa kültürü ile ne de “muasır medeniyet seviyesi” ile bağdaşırlar. Oligarşiler meşru yönetim tarzları da değildirler. Şüphe yok ki bir demokratik hukuk devletinde Meclis, evrensel insan haklarına aykırı olmamak kaydıyla istediği kanunu, istediği şekilde çıkarma hak ve yetkisine sahiptir. Türkiye’de niye olmasın??? 

Bu yazı Güncel Yazılar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.