CHP, Dikta İdeolojisi ile Seçim Kazanabilir mi?

Kasım 2019 itibarıyla yaşanan CHP kaynaklı bazı olaylar; 10 Kasım anma törenleri bahanesiyle İstanbul metrosunda sergilenen taciz girişimleri (https://www.youtube.com/watch?v=yh214bm9LZc) ve TBMM, Meclis Genel Kurulu’nda bazı kanunlarda değişiklik öngören tekliflerin görüşülmesi esnasında CHP grup başkan vekili Engin ÖZKOÇ tarafından, AKP grup başkan vekili Özlem ZENGİN’e yönelik sarf edilen “Bu kadına haddini bildiriniz.” (https://www.youtube.com/watch?v=SW1OyGX524w) sözleriyle gündem oluşturan “ikinci Ecevit-Kavakçı vakası” gibi çıkışlar, CHP’nin 1950 öncesi ideolojisi, dikta ideolojisini yeniden akıllara getirdi… Dikta ideolojisi; “emretme yetkisini tekelinde tutan  güç” anlamında devletin, iktidarını sürdürürken hiçbir hukukî sınırlamaya tabi olmaksızın otoriter ve totaliter bir tarzda sürdürmesi gerektiğini savunan ideolojidir… Dikta ideolojisine mensubiyetten kendini kurtaramadığı için utangaç edalarla da olsa Atatürkçülük eleştirisi yapıp, onun yerine “Atatürkleşme” diye bir şey öneren Prof. Dr. Selahattin ERTÜRK’e göre; “Diktacı tutum, bir zümre veya kişinin toplumsal uygulamayı ilgililerin kanısına ve rızasına aykırı olarak veya en azından onlarla kendini bağlı saymaksızın, belli bir yönde kararlaştırıp yürütmesini yeğ tutma tutumudur. Bu tutumun gerisindeki en belirgin iddia yürütücülüğü tekeline almak isteyen zümre ya da kişinin bu işe başkalarından daha yakışkın olduğu iddiası, bu iddianın altındaki gizli sayıltı da tekelcinin ya mutlak ya da başkalarından daha sağlam hakikat ve değerlere sahip olduğu sayıltısıdır.”[1] Fransız filozof Voltaire’in şu cümlesi dikta ideolojisini ve diktacı tutumu çok daha net izah etmektedir: “Cahil ve ahmak insanları yani halkı gütmek için bir boyunduruk, bir yular, bir kırbaç elzemdir.” Bir siyasal pratiği “dikta yönetimi” yapan temel nitelikler şunlardır: 1- Mutlak güç sahibi tek-adamın ya da tek-partinin sınır tanımayan; denetim kabul etmeyen, şiddete dayalı iktidarı. 2- Halktan-yönetilenlerden tamamen özerk siyasal meşruiyet iddiası. 3- İktidarın müdahalesine tabi hukuk sistemi veya resmi ideoloji güdümlü yargı. 4- İletişim ve eğitim tekeline bağlı monist yapılanma ve homojen devlet halkı modeli. 5- Devlet denetimindeki kamu kaynaklarının dağıtımına istinaden kurulan korporatif ekonomik yapı ve özel mülkiyete saygısızlık.

CHP’nin iktidarda bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923-1950 arası yönetiminin bir “dikta yönetimi” olduğu izahtan varestedir… Bilenlerin malumu: 1923’te kurulduğu iddia edilen cumhuriyet1950’ye kadar mutlak güç sahibi tek-adam ve tek-parti yönetiminden ibaret olmuştur. Tek-adamın ve tek-partinin icraatlarını denetleyebilecek hiçbir hukuki ya da siyasi merci yoktu. Devlet; bir hukuk devleti değildi ki hukukun üstünlüğünden bahsedilebilsin… Devletin elbette yasaları vardı ama yasalar evrensel-etik hukuk ilkelerine değil, tek-adamın veya tek-partinin keyfi iradesine dayanıyordu. Muhalefet mevcut olmadığı gibi, alternatif iktidarı seçmeyi sağlayacak serbest genel seçim sistemi de yoktu. Bir süreliğine, tek partiye (Cumhuriyet Halk Fırkası) alternatif olması düşünülen, bir muhalif partinin (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası / Kasım 1924 – Haziran 1925) kurulmasına izin verilmiş ise de  İzmir suikastı mizanseniyle kapatılmıştı. Yine 1930’da aynı mizansen usulüyle güya muhalif bir başka parti kurulmuş (Serbest Cumhuriyet Fırkası / Ağustos-Kasım 1930) fakat o da kapatılmıştı. Bu müsamere vari cumhuriyet döneminde pejoratif anlamda bir “seçim sistemi” vardı ama mizansenden ibaret olan bu “seçim” alternatifler arasından birini seçmek şeklinde değil, tek-adamın yaptığı tek-parti listesini “müntehib-i evvel” ve “müntehib-i sani” denilen belirli kişilere, genel ve özgür olmayan bir “seçim”le gönüllü ya da gönülsüz onaylatmaktı sadece. Dolayısıyla siyasal meşruiyetin kaynağı ne halk ne de gerçek demokratik ülkelerdeki gibi İnsan Hakları Öğretisi idi. Yani “halktan ve hukuktan özerk” bir “siyasal meşruiyet” söz konusuydu. Siyasi olanın müdahalesine tabi yasalar ve ideoloji güdümlü keyfi bir yargı organı vardı ama adil bir hukuk sistemi yoktu. Takrir-i Sükun Kanunu’nu müteakip, “cumhuriyet rejimini kollama ve koruma” iddiasıyla kurulan, temyiz ve itiraz yolunun kapalı olduğu “İstiklal Mahkemeleri” zihniyeti vazgeçilmezdi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tesis edilen eğitim-öğretim ve iletişim tekeline istinaden halkı yönlendirmek, manipüle etmek ve informe etmek ön plandaydı. Eğitim-öğretim ve iletişimden kasıt; bilgili, nitelikli, özgür düşünebilen yurttaşların varoluşunu sağlamaktan ziyade, resmi ideolojiyi benimseyen tek-tip insanhomojen devlet halkı modeli yaratmak olmuştur. “Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseriniz olacaktır.” denirken, herhâlde murat edilen, diktatörlüğe diktatörlük diyebilecek entelektüeller yetiştirmek değil; diktatörlüğü cumhuriyet-demokrasi olarak benimsetebilecek ideologlar ya da diktatörlüğü cumhuriyet-demokrasi zanneden cahil kitleler üretmekti. Ekonomik alt-yapıysa kamu kaynaklarının iktidar eliyle dağıtıldığı, özel mülkiyete saygısız, korporatif bir sistemdi…

Bu “dikta rejimi”; II. Dünya Savaşı sonrası Demokratik Batı bloğunda yer almak isteyen Türkiye Cumhuriyeti devletine Demokratik Batı bloğunca konulan “çok partili sistem”e geçiş şartı gereğince; serbest seçim yöntemiyle yapılan 14 Mayıs 1950 tarihli ilk serbest seçimde, halkın kahir ekseriyeti tarafından iktidara getirilen Demokrat Partisayesinde (kısmen de olsa) son verilmiştir… Gelin görün ki Demokratik Batı bloğuna demokratik yöntemle iktidar sözü veren CHP, o gün bugündür halkın rızası ile seçilerek bir daha iktidar olamamıştır. İktidar olamamıştır ama alternatifi siyasi partilere de seçimle “Hükümet olur, muktedir olamazsınız.” diyerek, gözdağı vermekten de asla geri durmamıştır. Dahası; Demokratik Batı’ya, “Bizim alternatifimiz İslamcılardır.” kozunu oynayarak; halkın rızasıile iktidara gelen hükümetlere karşı, kendisiyle aynı dikta ideolojisini paylaşan silahlı kuvvetlerle birlikte darbeler organize etmiş, hemen hemen her on yılda bir iktidarı gasp etmiştir. Bu gayrı meşruluklara maruz kalan halkın seçilmiş temsilcileri yavaş yavaş da olsa rasyonelleşip; CHP’nin temsil ettiği “tek-parti diktatörlüğü”nün Demokratik Batı’nın benimsediği cumhuriyet olmadığını ve demokratik yöntemlerle hakkı olan iktidarını tekrar geri alabileceğini öğrenince; Demokratik Batı’yla CHP’den ziyade kendisinin pekâlâ uzlaşabileceğini fark etmiş ve neticede de Demokratik Batı’ya karşı CHP’nin kullandığı “Bizim alternatifimiz İslamcılardır.” kozunu geçersiz kılarak, darbelerle gasp edilen halkın rızasına dayalı meşru iktidarını tekrar geri almayı başarmıştır…

İşte bu şartların baskısıyla 1950 sonrası uzun yıllar iktidar yüzü göremeyen CHP; iktidar uğruna da olsa gönüllü ya da gönülsüz değişime kapı aralamak ve halkın rızasına talip olmak mecburiyetinde kalmıştır. Besbelli ki bu değişim çizgisini günümüzde, CHP’nin geçmişteki hatalarını itiraf eden Kemal KILIÇDAROĞLU (Mesela; KILIÇDAROĞLU, CHP’nin BAŞÖRTÜSÜ karşıtlıklarının büyük bir hata olduğunu artık söyleyebilmektedir.) ve AKP’nin yargı oyunlarına rağmen İstanbul seçimlerini kazanan Ekrem İMAMOĞLU’nun seslendirdiği “pozitif özgürlük”, “fırsat eşitliği” ve sosyal devletteki işsizlik, sağlık, emeklilik ve kaza sigortası gibi, karşılıkları bulunan “dayanışma” şeklinde temel ilkeleri içeren “sosyal demokrasi ekolü” temsil etmektedir… Ne var ki parti içerisinde değişime kapalı, 1950 öncesi dikta ideolojisinden vazgeçmeyen, zaman zaman da olsa CHP’ye şöyle ya da böyle egemen olan ve mensuplarını yönlendiren granit-oligarşik damar da varlığını halâ muhafaza etmektedir. Besbelli ki vakitli vakitsiz hortlayan ve dikta ideolojisini yeniden akıllara getiren eylemler, bu granit-oligarşik damar marifetiyle icra edilmektedir…

Açıktır ki halkın kahir ekseriyetinin (Azınlık olsa ne olur?) benimsediği değerleri aşağılayan; bırakın EZAN’ı, KUR’AN’ı, BAŞÖRTÜSÜ’nü (Niye bırakacakmışsanız?) TÜRK MÜZİĞİ’ni dahi absürt bir mantıkla yıllarca yasaklayan (https://www.youtube.com/watch?v=Lmb1LSXGtIg); Ramazan ayında plaja gidip, kadeh şişesini “şerefe-şerefe” diyerek halkın gözüne sokan;  “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” (Majestelerinin askerleri yani milletin değil.); ”Türk ulusuyla Kürt milliyetini bana eşit gördüremezsiniz.” (https://www.youtube.com/watch?v=zDe0A3fwa1E);“İnandığınız Allah’ınız belanızı versin.”;  “Yedi dakika önce bu tabakta ¼ domuz vardı.” (Yani, size inat domuz eti yiyiyoruz.); gibi teraneleri fikir, dahası sosyal demokratik fikir zanneden bu granit-oligarşik damarın sosyal demokrasiyle hiçbir alakası yoktur… Alakası var zanneden diplomalı-diplomasız cahiller sürüsüne sormak lazım; Türkiye’deki “demos” bu, “cumhur” bu ne yapacaksınız? Değerlerine, tarihine düşman olduğunuz bu halk, size niçin rey versin? Kendinizi Voltaire sanıp; “Cahil ve ahmak insanları yani halkı gütmek için bir boyunduruk, bir yular, bir kırbaç elzemdir.” diyorsanız; bari Voltaire kadar dürüst olup, “Demokrasi ayak takımının despotizmidir.” de deyin ve “demokrasi-cumhuriyet oyunu” oynamaktan vazgeçin… Zira sizden daha becerikliler yetişti (AKP), artık halkı aldatmayı da beceremiyorsunuz…

Ancak ve ancak; anti demokratik eylemleri gerçekleştirenlerin, değişime kapalı granit-oligarşik damar olması, değişim çizgisini temsil eden ve parti yönetiminde bulunan Kemal KILIÇDAROĞLU ve Ekrem İMAMOĞLU ekolünün mesuliyetini yine de ortadan kaldırmaz. Değişimi temsil eden ve parti yönetiminde bulunan ekol, halka yakın durmayı CHP’den daha ziyade beceren AKP’ye eğer alternatif ve  iktidar olmak istiyorsa granit-oligarşik damarın ya gerçek sosyal demokrasi yönünde dönüşümünü ya da tasfiyesini sağlamak mecburiyetindedir. Şüphe yok ki değişim çizgisini temsilden kasıt; AKP’ye inat zannıyla, kamu parasıyla tek-parti diktatörlüğü dönemlerini çağrıştıran “cumhuriyet baloları” tertip etmek (https://www.youtube.com/watch?v=CBIh9tgWLDI),  papyon takmak, Madame Figaro gibi dergilere pozlar vermek değil; Avrupa Birliği standartlarında sosyal demokratik icraatlar yapmaktır… Aksi durumda CHP meşru yollarla asla iktidar yüzü göremeyecektir… Dostane tavsiye!?

[1] Selahattin Ertürk, Diktacı Tutum ve Demokrasi, Yelkentepe Yay., Ankara, 1985.

Bu yazı Güncel Yazılar, Siyaset kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.