3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi; Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki tüm serbest seçimleri kaybettiği halde askerî vesayet aracılığıyla devleti elinde tutmak isteyen Atatürkçü oligarşiye karşı, stratejik ortaklık kurduğu, şimdilerde adı FETÖ olan, o günlerde “sivil toplum örgütü” Gülen Cemaati’nin, on yıl sonra ihanetine uğrayıp, 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde AKP hükümeti aleyhine gerçekleştirdiği yolsuzluk ve rüşvet iddialarını gündeme taşıyan “yargı operasyonu”na maruz kalınca, büyük bir şok geçirmiş ise de şoku çabucak atlatarak, cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiği ilk seçimde, 10 Ağustos 2014’te parti genel başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN‘ı cumhurbaşkanı seçtirmeyi her şeye rağmen başarmış fakat on iki yıllık aksiyoner tavrını kaybetmekten ve reaksiyoner bir pozisyona düşmekten de kendini kurtaramamıştır. Okumaya devam et